Hollanda’da ırkçılar turistik masal köyü Giethoorn’da Türk aileye kabusu yaşattılar

İSKENDER GÜNGÖR – SEDAT TAPAN

Hollanda’nın Overijsel bölgesindeki tanınmış turistik köyü Giethoorn‘da bir skandal yaşanıyor…

Hollanda’nın Overijsel bölgesindeki tanınmış turistik köyü Giethoorn‘da bir skandal yaşanıyor, 10 yıl önce güzel hayallerle bu köye taşınan Hatice Y hayatına yeni bir sayfa açacaktı, hesapta başka güzel şeyler vardı, karşılaştığı çirkin olay karşısında şaşkına döndü. Hatice hanımın biricik oğlu 15 yaşında ve sorunlar halen devam ediyor. Köyün gençleri, Hatice Y’nin oğulunu da hedef alarak gece yarısı evin penceresine gelerek taş atarak defolun burdan Kanker Türkler diye bağırıp yıldırmaya çalışıyorlar, bu olayların önüne geçemeyince kabusu yaşayan Hatice Y sonunda evinin penceresine biz bu köyde ayrımcılığa uğruyoruz yazılı levha asmış daha sonra

PLATFORM ve KADIN dergisini davet ederek başından geçen olayları anlattı:

MASAL KÖYÜNDE KABUS!

Hollanda’nın dünyaca bilinen bu turistik köyünde ikamet eden sanırım ”tek Türk ailesiyiz’‘ evladımla. Masal köyü…Hobit köyü Giethoorn… Fakat…”Her güzelin bir kusuru vardır” derler ya; bu koyun de kendi güzelliğiyle çelişen nahoş bir gerçeği var maalesef: ”yabancı düşmanlığı”…

On aydır birdenbire tekrar hortlayan ve geçen Ekim’den beri başlayıp devam eden bir ayırımcı- ırkçı saldırılara maruz kalmaktayız evimizde! Yıllar evvel, henüz oğlum bu köyde ilkokula giderken, okul koridorlarında duvarları kaplayan siyah çarşaflı, burkalı kadınlarla, üzerinde Arapça yazılar olan bayraklar tutan silahlı İŞİD elemanlarının fotoğraflarını hatırlıyorum: okul güya minicik yavrulara ” İslami tanıtmak!” istiyordu bu duvar sergisiyle. Hayret ve hayal kırıklığımı inanın dün gibi hatırlarım. Çok rahatsız ediciydi tabi bu ” mind-setting”; duyarsız kalamazdık.

Yavrumla güzel bir sunum hazırlamıştık, görsellerle zenginleştirilmiş ve çocukların anlayabilleceği sadelikte. Cihad’ın ne olduğunu, güzel ve içten bir selamın da bir cihad olduğunu, islamın şiddet yanlısı bir din olmadığını, diğer birçok din gibi temelde güzeli ve doğruyu öğütlediğini” dilimiz döndüğünce paylaşmıştık. Terör gruplarının bir dini temsil edemeyeceğini ifade edip okulu bilinçli ve barışçıl bir tutuma davet etmiştik. O vakitler çocuğum ”hoogbegaafd en multi-getalenteerde’ bir öğrenciydi ancak okul, yavrumun yeteneklerini ve potansiyelini baltalayan ” sistemli bir problematize etme” tutumuna girişmişti her nasılsa.

Hatice Y: Yavrum ve ben ırkçılığın çirkin yüzüyle ilk defa bu kadar yakından tanışmıştık Noorderschool denen köy ilkokulunda. Aradan yıllar geçti vee şimdi sanırım o minik yavrular bugün büyüdüler ve islam düşmanı, Türk düşmanı, yabancı düşmanı olarak bizim bu köyden gitmemizi istiyorlar! Tabi yalnız gençler değil büyükler de buna eşlik etmekte maalesef!

Özellikle son 10 aydır bir grup genç insan ve bazı köylüler tarafından kimliğimize yönelik devam eden çirkin bir etnik ayırımcılık sebebiyle kendimizi tehdit ve tehlike altında hissediyoruz. Sadece Türk’lüğümüze, kimliğimize değil aynı zamanda evimize, arabamıza da kastedilmiş olup gerek çocuğum ve gerek şahsım son derece zor bir durumdayız, can ve mal güvenliğimizden her gün endişe ederek geçiriyoruz. Söz konusu saldırılarla ilgili 4 ayrı şikayet ( aangifte) yapmış bulunuyoruz.

“Vizier “discriminatie meldpunt yani ayrımcılıkla mücadele bürosu bizi bu şikayetlerimizde başından beri destekliyor ve yanımızdadır.

POLİS- IRKÇI VE AYIRIMCILIĞI

Hatice Y: Anlamsız bir nefretle size bakan gözler gördünüz mü hiç? Korkunç bir gecenin ve ırkçı saldırının ardından polis bürosuna gittiğimde beklemediğim bir şeyle karşılaştım! : Tarif edemeyeceğim böylesi küstah bir üslupla çok sık rastlaşmadım doğrusu; benim tasavvur dahi etmediğim bir kabalık ve medeniyetsizlikle tanıştıran bir polisle ilk defa karşılaşıyordum; üstelik bu bir hanımefendiydi! Polis tarafından da ayırımcılıkla muamele edildik maalesef: evvela yasal hakkımız olan ” olaylarla ilgili şikayet tutanağı tutturma” hakkımız engellendi, akabinde polis memurlarının sözlü taciz ve korkutma, aşağılayıcı muamelesiyle karşılaştım polis bürosunda. Bu bizim için ikinci bir travma etkisi yarattı; polise olan güvenimiz bir hayli zedelenmiş durumda. Bu ise içinde bulunduğumuz zor şartları daha da zorlaştırdı.

Süreç boyunca polisin taraflı tutumu, kasıtlı yanıltıcı bilgilendirme ve yasal haklarımla ilgili bizi defalarca yanlış yönlendirmeleri Vizier kontak kısmı de dikkatinden kaçmadı; durumu savcılığa bildirdi sağ olsun. Polis şefi, ” intern onderzoeker komiseri ve polisler bana bu süreçte uzun süre “şikayet/aangifte” yapmamam için baskı uygulayıp manipüle ettiler! Soruşturma sürecini yavaşlatarak bizi aylardır bir bilinmezle ve kaygıyla oyaladılar. Haliyle bu tehdit ortamında köyde kendimizi mütemadiyen bir güvenlik endişesi içinde bulduk.

Psikolojik destek alıyoruz bu sebepten

Hatice Y: Psikoloğun olayların bizim ruhumuzda yarattığı olumsuz etkilerini dile getirdiği ve bu köyden taşınmamıza dair tavsiye mektubu mevcuttur. Ayrıca, suçluların bir akşam saldırılarından biri de bizim güvenlik kameramıza kaydolmuştur delil olarak. Maddi ve manevi zarar gördük yavrumla.

Bakınız değerli PLATFORM ve KADIN Dergisi, bu ırkçı-ayrımcı saldırılar elbette ki bana Hatice olduğum için yapılmadı… Yahut buna sebep olacak herhangi bir ön münakaşa vb olmadı… Geceleri evimizi toplu halde ” Hatice” diye değil bilakis ”KANKER Türk ‘!” diyerek taşladılar : ” kanker Türk, weg van deze dorp, buitenlanders!” diye bağırdılar… Üzerime araba sürüldü, bayrağıma, kimliğime saldırıldı, geceleri kapımız zorlandı, tekmelendi, zilim durmaksızın geceleri çalınarak korkutulduk! Çocuğum Gymnasium 4. sınıfta şu an ve güvenlik kaygısıyla okula şehre bisikletle gidemiyor, ben götürüyorum; yolda ırkçı grup tarafından saldırıya uğrayabilir diye endişe ediyor yavrum. Yıllardır inzivai ve münzevi bir yaşam sürdüğüm bu küçük köyde maalesef her gün tehdit altında ve can güvenliği endişesi içindeyiz!

Büyü bozuldu… Sessizlik, huzur bozuldu! Masal Köyünde biz artık evladımla kabus görüyoruz geceler… Masal bitti! Gitmek zamanı şimdi. Fakat bürokrasinin, kurumsal ayırımcılığın mengenesinden de tünelin ucundaki çıkışı göremez olduk. Bu sebepledir ki değerli PLATFORM Dergisi’ni aradık bizi arkadaşları Sedat Tapan beye yönlendirdiler. Sedat Tapan beyefendiye durumumuzu bildirdik ve kendisi bizzat bizi evimizde ziyaret etti kendisine ”imdat” çağrısı yaptık. Sağ olsunlar, Türk-Islam kültür Dernekleri Federasyonu Başkanı, Ömer Altay beyefendi ve Başkonsolosluğumuz gibi, onlar da samimi alakalarını esirgemediler bizden. Ümit var olduk milletimizden… Temennimiz ivedilikle güvenli bir bölgeye taşınabilmek ve hukuki süreçte sizlerin de desteğiyle tatmin eden bir neticeye ulaşmaktır. Henüz resmi bir avukatımız yoktur, Başkonsolosluğumuzun ve gönüllü hukukçularımızın değerli desteğine muhakkak ki ihtiyacımız var.

Kayıtsızlık, insanlığın sessiz ölümüdür…(Patrick Mundüs-Hollandalı Koç-Mentör)

Hatice Y: Gözleri önünde cereyan eden bu korkunç olaylara sessiz bir seyirci olan köylülerin dikkatini ve duyarlılığını talep etmek adına evimizin penceresine hem Türk hem Hollanda bayrağını aştık ve ” samen sterk tegen racısme/Ayırımcılığa karşı beraber güçlüyüz!” yazımızı koyduk camımıza. Ne acı ki onlar elemimize seyirci kalarak sessizce dışlanmamıza iştirak ettiler, etmekteler. Böyle davranarak belki de Hollanda’nın”paralel ve ayrık bir toplum olmak yerine çok kültürlü gerçek bir topluma evrilme şansını da kaçırmış oluyorlar. Komşularımın ve de bir parçası olduğumu sandığım bu insanlık ailesinin, farklılıklardan korkup soğuk bir duyarsızlığın esiri olduklarını görmek ne acı…

Değerler toplumunu özlüyor insan… 

Hatice Y: Oysa bu uzak ve güzel köyde evladımı ve beni tıpkı 2019 yılında Ürk’teki bir Faslı anne ve iki çocuğuna yaptıkları gibi, bir grup adamın ırkçı söylemlerle aileyi evlerinde yerlerde tekmeleyip- linç ettiği gibi canımıza ve namusumuza kastetseler şayet, bir Allah’ın kulunun da insanlık namına imdadımıza yetişmeyeceğini tecrübelerimden gördüm, inandım.

Artık burası benim evim değil, Giethoorn bizim yuvamız olamaz!

Hatice Y: Çünkü bir yuvanın kutsiyeti olan güvenlik duygusuna küstahça tecavüz edilmiştir! Arzumuz, hukuki süreç devam ederken, bir an evvel evladımı buradan daha güvenli bir bölgeye uzaklaştırmak ve mümkünse kendi toplumumuzun, milletimizin yakınlarında bir sosyal kiralık eve ivedilikle taşınmaktır. Bu husus ta şunu tekrar söylememe izin veriniz, hem Türk cemaatimizden hem yetkili makamlarımızdan ricamız bizi yalnız bırakmayıp desteklerini esirgememeleridir.

IRKÇILIK GERÇEKTEN HASTA EDER

Hatice Y: Biliyorum, bendeniz ne ilk ne de son ırkçılık mağduru vatandaşım bu küçük ve yeşil ”Baba Vatanda”…Fakat bu toplumsal yarayı tamamen iyileştiremesek te en azından sorunu sahiplenip, konuşulur kılarak birbirimize ve bütünün hayrına bir nebze faydalı olabiliriz umuyorum. Neticede çocuklarımız, yavrularımız bu ülkede inşa edecekler geleceklerini, bu toplumda birer birey olacaklar yetenekleriyle, değerleriyle…Ancak birçok bilimsel araştırma da gösteriyor ki IRKÇILIK GERÇEKTEN HASTA EDER! Hasta ve ruhen zedelenmiş bireyler de bu topluma fayda etmez, edemez. Kurumsal ırkçılığın iyi bir eğitim, iş ve ev şansınızı etkilediğini de biliyoruz.

Kennisplatform İntegratie& Samenleving platformu yazarı Kauthar Bouchallikt’in de belirtildiği gibi ” ırkçılık ve ayırımcılık ” Hollanda araştırmalarına göre vücudunuzu ve zihninizi hasta ediyor. Her ne kadar bu görüş tip dünyasına henüz nüfuz etmemiş olsa da. Bu hepimizi ilgilendiren toplumsal yaraya Hollanda-Türk toplumu olarak daima dayanışma içinde olup ortak bir tutum la tepki vermemiz gerektiğine inanıyorum. Belki yavrumun burada sizler gibi kocaman ailesi-akrabaları yoktur ancak siz necip milletimiz de burada bizlerin bir nevi ailesidir. Gerek STK’larımız, federasyonlarımız gerekse Elçilik ve konsolosluk makamlarımızın bu gibi ortak sorunlarımıza gösterecekleri ortak duyarlılıkları, muhakkak ki bizlere hem kurumlar önünde hem de bu hukuki süreçte yalnız olmadığımızı hissettirecektir. İnsanlaşmak yolunda, insan insanın imtihanı ise şayet; teselliyi yine güzel insanin bağrında bulacağız. Adaletli insanların…Duyarlı insanların. Çünkü…Dünya kötülük yapanlar yüzünden değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir. – Einstein

 11 total views,  1 views today