ATİB Genel Başkanı Durmuş Yıldırım: “Bizler Batı Avrupa Müslüman Türkleriyiz”

Avrupa Türk İslam Birliği (ATİB)’in 24. Dönem 2. Yatılı Eğitim Kampı İstanbul’da başladı. ATİB üyelerinin yoğun katılımıyla gerçekleşen eğitim kampının ilk gününde “ATİB VE MİSYONU” başlıklı bir konuşma yapan ATİB Genel Başkanı Durmuş Yıldırım katılımcıları selamlayarak “Temel düşüncesi insan sevgisine dayanan Avrupa Türk-İslâm Kültür Dernekleri Birliği, her şeyden önce bir inancın ifadesi olarak ortaya çıkmış, anavatanımızdan uzakta ve farklı bir coğrafyada medeniyetimizin temsilciliğini üstlenen bir sivil kitle kuruluşudur.” şeklinde konuştu.

Genel Başkan Durmuş Yıldırım “Çok net bir ifadeyle; ATİB olarak kuruluş gayemiz, Avrupalı Türklerin kültürel kimliklerini muhafaza ederek birlikte yaşadığımız toplumlarla uyum içerisinde eşit haklara sahip, şahsiyetli insanlar olarak  yaşamak, medeniyet zenginliklerimizi yaşayarak diğer toplumlarında tanımalarına ve istifadelerine sunmak, teşkilatlı, zengin, eğitimli ve katılımcı bir toplum olarak istikbale yürümek ve ilelebet var olmaktır.” dedi.

ATİB – Avrupa Türk İslâm Birliği, Türk-İslâm Dünya Görüşü’ne inanan insanların, Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmak uğrunda insanlarımıza hizmet için başlattıkları ve başarı ile devam ettirdikleri aksiyoner bir hareketin adıdır. Türk-İslâm Dünya Görüşü, insanımızın İslâm’ın ilâhi kaynaklarından nasibini alarak madden ve manen yücelmesi ve insanlığı yüceltme davasıdır.

Böyle bir dünya görüşüne inanan insanlar olarak bizlere sadece inançlarımız rehberlik etmektedir. Bizler çalışmalarımızın istikametini bu dünya görüşünün temel kaynaklarına bakarak, tarihi ve hâlihazır gerçeklerimizi göz önüne alarak tayin ederiz. Nerede ve kiminle olacağımıza karar verirken birtakım kimselerin nerede olduğuna bakmayız. Hak nerede ise, biz orada oluruz. Zor ve çileli de olsa Hak’tan ayrılmayız…” diye konuşmasına devam eden Yıldırım “ATİB olarak biz, Türk-İslâm dünya görüşünün dün olduğu gibi, bugün ve yarınlarda da takipçisi ve savunucusuyuz. Türk-İslâm dünya görüşü; dinden aşırılıklara kaçmadan, ölçüsünü Kur’an ve Sünnetden alan ortayol müslümanlığı’nı benimser. Düşüncemizin özünü ve hayat anlayışımızı İslâm’a olan inancımız ve imanımız şekillendirir. Bu bakımdan, “İçinizden insanları hayra çağıran (iyiliğe davet eden), kötülükten men eden, alıkoyan bir topluluk bulunsun! İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Al-i İmran / 104) Ayet-i Kerimesi ile hatırlatılan görevlerimizin idraki içinde, kendi aksiyonumuzu ortaya koymak ve bunu teşkilatlı bir biçimde gerçekleştirmek için ortaya çıkmış, bu ilahi emri kendine düstur edinmiş insanların ulvî gayeye hizmet yarışı aşkıyla bir araya gelerek oluşturdukları bir kuruluş ve harekettir.” ifadesinde bulundu.

ATİB Genel Başkanı Durmuş Yıldırım konuşmasına şu şekilde devam etti:

ATİB’in duruşu, milli ve islami bir duruştur. Kur’an-î ve Muhammedî bir duruştur. ATİB, hem dînî hem de millî hassasiyetimizi aynı seviye ve kararlılıkla savunur. ATİB, medeniyetimizin değerleriyle yoğrulmuş, milli-islâmi değerleri siyasileştirmeden yaşayan ve yaşatan bir sivil kitle kuruluşudur. Birlik  içinde Milli ve Manevi değerlerimizi korumak zorundayız. Özellikle de anadilimiz Türkçemizi korumak ve çocuklarımıza öğretmek mecburiyetindeyiz. Avrupa’da kimliğimizle var olmamız buna bağlıdır. Çünkü, bizler artık gurbeti vatan yapmışız (yani ikinci vatan). Gurbetçi değiliz, Almancı da değiliz. Bizler Batı Avrupa Müslüman Türkleriyiz. ATİB bugüne kadar, Hakk’ın, haklının ve mazlumun yanında yer almıştır. Bundan sonra da yer almaya devam edecektir.

ATIB ve Avrupa Türkleri olarak ülkümüz; Avrupa’daki Türklerin yaşadığı ülkelerde milli kimliğine sahip, eşit haklara kavuşmuş güçlü bir toplum olması için çalışan, üreten, eğitimli ve meslek sahibi insanlar ve nesiller yetiştirmektir… ATİB – Avrupa Türk-İslam Birliği insanlarımızın kenetlenmesi için gönül birliğine çağırmaktadır. Birleşen ve bir araya gelen insanların güçleneceği bir gerçektir. 21. Asırda ATİB olarak belirlenmiş hedeflere; el birliği, gönül birliği içinde Avrupa’daki tüm mensuplarımızı eğitilmiş güçlü bir toplum için seferber etmeliyiz. ATİB olarak, Avrupa’daki tüm insanlarımızın elinden ve gönlünden tutarak onu yüceltmeyi amaçlayan çalışmalarımız, her geçen gün daha büyük ölçüde devam edecektir. Bu sebeple eskiye nazaran daha çok birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olduğunu bilerek, idrak ederek teşkilatlarımıza sahip çıkmamız gerekir. Çünkü, Avrupa’da ciddi anlamda bir süreçten geçiyoruz…

Değerli ATİB’liler, Aziz Dava Arkadaşlarım,

Kültürü, yaşantı biçimi ve dini inancı bize göre çok farklı olan bir coğrafyada yaşıyoruz. Mevcut duruma göre, birçoğumuz ya küçük yaşlarda ya da daha henüz gençlik çağında Avrupa’ya – Almanya’ya giderken (buralara gelirken), bir kısmımız da oralarda (buralarda) doğup büyüdük. Yani nerede olduğumuzu ve içinde bulunduğumuz şartları biliyoruz artık… Nasıl ki suda boğulmamak için ya yüzme bilmek ya da can yeleğine sarılmak gerekliyse, yaşadığımız toplumlarda da Müslüman-Türk toplumu olarak eriyip gitmemek, asimile olmamak için hem kendi değerlerimize sarılmak hem de teşkilatlı bir toplum olmak mecburiyetindeyiz. Biz ATİB’liler, Orta-Asya’dan Horasan’a ve devamında Anadolu’ya, oradan da Avrupa’nın içlerine uzanan Hoca Ahmet Yesevi silsilesindeniz. Biz gittiğimiz yeri kendimize yurt edinmiş, huzur ve kardeşlik götürmüş, imar ve ihya etmiş, yetmiş iki milleti aynı gözle görmüşüz.

Biz ATİB’liler nereden geldiğimizin, nereye ait olduğumuzun ve nerede bulunduğumuzun şuurunda olan bir camiayız.

Kendimizi bilecek kadar milli ve islami bir duruşa, kendimizin dışındakileri kabullenecek kadar da evrensel bir bakışa sahibiz. Beklentimiz; birlikte yaşadığımız toplumlarında bizi Müslüman-Türk kimliğimizle kabullenmeleridir. Bu noktadan hareketle, ATİB’in kızılelması, Avrupalı Müslüman-Türk kimliğimizi ilelebet yaşamak ve yaşatmaktır. Bu da ancak ATİB gibi teşkilatlı bir toplum olmakla mümkündür. Eğer bugün iki yüzü aşkın bir grupla İstanbul’un bir otelinde eğitim çalışması yapıyorsak, bu teşkilatımız ATİB’in sayesinde olmuştur. Teşkilatlarımız bizim yabancı bir diyardaki vatanımızdır, kalemizdir, çünkü bir yazarın da dediği gibi, Türkçe’nin konuşulduğu yer bize vatandır. Orada biz birbirimizleyiz ve biz bizeyiz. Teşkilat, tabir caizse, insan atölyesidir. Derneklerimiz insan inşa etme yeridir. Aileye, topluma ve insanlığa eğitimli, iş-güç sahibi ve bizi bulunduğu her ortamda hakkiyle temsil eden insanlar bu mekânlarda yetişir.

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Avrupa’daki genel durumumuzu dikkate aldığımızda, üçüncü neslin şekillendirmeğe başladığı bir Avrupa Türkleri manzarası karşımıza çıkıyor. Şimdilik her ne kadar ekseriyetle ikinci kuşak ATİB’liler teşkilat yükünü taşısa da, birkaç yıl sonra üçüncü kuşak ATİB’liler teşkilat hayatında daha belirgin olacaktır. Avrupa’da faaliyet gösteren Türk-İslam Kültür Dernekleri’nin mensupları olarak, kültürel varlığımızın devamı için uzun vadeli düşünmek ve planlar yapmak mecburiyetindeyiz. Bundan sonraki planlarımız üçüncü kuşak ve devamı nesilleri hesaba katarak olmalıdır. ATİB, kültürel değerlerimize olan hassasiyetimizin hakkını veren bir teşkilat olarak bilinir. Her zamankinden daha çok sanata, edebiyata ağırlık veren faaliyetler ve samimi bir ortamda yapılacak ocakbaşı sohbetleri, derneklerimizi daha cazip hale getirir. Uzun vadeli düşündüğümüzde, teşkilat faaliyetlerimizin ağırlıklı olarak arkadan gelen nesillerimize yönelik olması gerekir. Bu anlamda, özellikle biz şu faaliyetlere ağırlık veriyoruz; Eğitim ve Kültür faaliyetleri, Tiyatro ve Kültür Şölenler, Seminerler, Konferanslar, Paneller, Gençlik Eğitim Kampları, Gençlik Şöleni, Gençlik ve Gençliğin Korunması, Eğitim ve Meslek sahibi olması, Bilgi Yarışmaları, Aile Yapımız, Dini ve Milli günlerin kutlanması, Çocukların Eğitimi, İşsizlik, Emeklilik, Türk Kadınları ve Genç Kızlarımız, Irkçılık, Ayrımcılık, İslamofobi ve Cami saldırıları gibi…

Kardeşlerim, Dava Arkadaşlarım,

Özellikle teşkilatın yönetim kademesindeki arkadaşlarımızın içinde yaşadığımız ortamı iyi bilmeleri gerekir. “Teşkilat ve Teşkilatçılığımız” adlı kitapçıkta da belirtildiği gibi teşkilatçının içinde bulunduğu zamanın ruhunu, yaşadığı ülkeyi ve iç içe olduğu toplumu iyi okumalı yani iyi anlamalıdır. Çünkü, “Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, iyiliği emreder, fenalıktan alıkoyarsınız” (Al-i İmran/110)

Bizler hayrı temsil ediyoruz. Karınca misali tarafımız belli.

Bugün gelinen noktada, insanlığın yaşadığı dünyada zulüm ve sıkıntılar had safhada, viruslar, savaşlar, depremler ve felaketler yaşanmaktadır. Bu açıdan bu çıkmazlardan kendimizi sorumlu tutuyoruz. Müslümanların içine düştüğü acizlik sendromundan kendimizi mesul tutuyoruz. Ama hepsinden önemlisi ve aciliyet arz eden, Avrupalı Müslüman Türklerin hali hazırdan, tedbir alınmassa/alınamassa kaçınılmaz olacağı aşikar olan geleceğinden, kendimizi vazifeli ve mesul sayıyoruz. İnsan olarak, Müslüman olarak, Türk olarak sorumluyuz… ATİB böyle bir davaya gönül vermiş insanların oluşturduğu bir gönül hareketidir. Bu hareketin mayası karşılıklı sevgi, saygı ve ülküdaşlık ruhudur. Bu özelliklerimizi ihlas ve samimiyetle hayata geçirebildiğimiz müddetçe dinamik, inançlı ve gideceği yolu, varacağı hedefi belli olan bir teşkilat olarak ilelebet varlığımızı muhafaza ederiz. Bu özelliklerimizi yaşattığımız müddetçe biz ve bizden sonraki nesillerimiz, Allah’ın izniyle ATİB’le birlikte var olmaya devam edecektir. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken hepinize tekrar en kalbî sevgi ve saygıylarımı sunuyorum. İstanbul eğitim kampımızın camiamız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun…

ATİB Genel Başkanı Durmuş Yıldırım‘ın konuşmasının ardından ATİB Eğitim Başkanı ve GYK Üyesi Abdulcelil Akyüz idarecilik hakkında bir konuşma yaptı. İyi bir idarecinin nasıl olması ve neleri yapması konusunda ayrıntılı bilgiler veren Akyüz’ün ardından Gazeteci Yazar Şefik Kantar söz aldı. Dile sahip çıkılması gerektiğini vurgulayan Şefik Kantar dile sahip çıkılmazsa diğer tüm değerlerin kaybedileceğini vurguladı.

 459 total views,  1 views today